Yeniden Doğuşun, Farkındalığın Romanı
Değer Tuncel
"Yol bazen kaybolmayı, bazen yenilgiyi kabul edip geri dönmeyi, bazense ilerlemektense kendine iyi geleni yaparak olduğun yerde biraz daha kalabilmeyi gerektiriyordu. O yolu inşa eden sen olmadığın sürece, ilerisinde karşına ne çıkacağını yürümeden bilmek mümkün değildi..." – Uyuşma, s.92
Yas, yalnızca bir yakının, bir canlının kaybıyla sınırlı değildir; yaşamın her alanında karşılaştığımız kayıplar da yasın farklı yüzlerini taşır. Hayatımızın bir dönemine veda etmek, sevdiğimiz bir işi bırakmak zorunda kalmak, yıllarca emek verdiğimiz bir uğraşıyı sonlandırmak ya da bir ilişkinin sonlanması… Her kayıp, kendi ritmiyle içimize işler, kalbimizde boşluklar bırakır ve bizi durup yeniden anlam aramaya iter. Yas, yalnızca acıyı hissetmek değil, kaybın ardından kendi içimizde bir toparlanma ve yeniden yön bulma sürecine adım atmaktır. O süreçte zamanla öğrendiğimiz, kaybın ağırlığını hissetmek kadar, onun bize kattığı derinlik ve olgunluktur.
Bilgi Yayınevi’nden çıkan Uyuşma romanının kahramanı Valhaf da tam olarak bu sürece dair deneyimleriyle, yasın farklı katmanlarını, kaybın acısını ve ardından gelen iyileşme yollarını bize hissettiren, düşündüren ve zaman zaman umutla dolduran bir macerayı okutuyor bizlere. Her adımda kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ve okuru da kendi kayıplarıyla yüzleşmeye, yeniden güç bulmaya davet ediyor. Hem bir içsel arayışın hem de yeni bir başlangıcın hikâyesini okuyoruz.
“Geçecek. Biraz sabır, biraz inanç. Benim sana verdiğim ışığı sen de ihtiyacı olan başkalarına iletirsen, daha da çabuk geçecek. İnan.” – Uyuşma, s.37
Sevdiklerini yitiren balıkçı Valhaf, köyünü ardında bırakıp bilinmez bir yolculuğa çıkıyor. Limanlarda ve kasabalarda, ağır işlerde ve kitapların satırlarında, kaybın ağırlığıyla sınanıyor. Sonra, dünyanın ortasında bir köprüden geçerek yaralı ruhların sığınağı “beyaz ev”e varıyor. Zaman akışını yitirdiğinde, dostluklar ve yeni bakışlar ruhunu iyileştirmeye başlıyor. Fakat bu evden çıkış, girilen kapıdan olmuyor; her yolcunun kendi kapısı olduğunu anlıyoruz. Kedisi Duman’ın rehberliğiyle Valhaf, kendi eşiğini keşfediyor ve başladığı yere dönüyor. Geçmişin zincirlerinden arınmış, yeni bir hayatın eşiğinde duruyor. Elif Derviş’in simgesel ve felsefi bir dille ördüğü bu roman, yas ve iyileşme temalarını evrensel bir anlatımla işliyor. Derviş, okuru hem içsel bir keşfe hem de hayatın kaçınılmaz döngüsünü kabullenmeye çağırıyor. Her okura kendi iç kapısını aralama cesareti veriyor.
Yasa Dair: Freud, Lacan ve Valhaf’ın Yolculuğu
Freud’a göre yas, kaybedilen sevgi nesnesine verilen doğal bir tepkidir; kişi, kaybın farkındadır ve bu bilinçle acısını yaşar. Yas ve Melankoli adlı makalesinde Freud, yas ile melankoli arasındaki farkı bu bilinç düzeyinde açıklar. Yas, belirli bir kayba verilen sağlıklı bir tepkidir; melankolide ise kişi, tam olarak neyi kaybettiğini bilemez. Bu nedenle melankoli, kaybın bilinçdışına itilmiş, çözümlenmemiş hâlidir. Lacan bu düşünceyi dilin ve simgesel düzenin alanına taşır. Ona göre kayıp, aslında hiçbir zaman bütünüyle sahip olunmamış bir “nesnenin” (objet petit a) yitimiyle ilgilidir. Bu nesne, öznenin arzusunun kaynağıdır; elde edilemez ama özneyi sürekli arayışta tutar. Yas, bu kaybın imgesel düzlemden simgesel düzleme -yani dile ve temsile- taşınmasıyla mümkün olur. Kayıp adlandırıldığında, söze döküldüğünde, travmatik olan bir nebze temsil bulur ve özne kaybıyla yüzleşebilir.
Elif Derviş’in Uyuşma romanındaki Valhaf, Freud’un tanımladığı bilinçli yas ile Lacan’ın dile gelen kayıp anlayışının kesiştiği bir karakter olarak beliriyor. Valhaf’ın yolculuğu, sevdiği insanları ve yaşadığı hayatı ardında bırakmanın ardından, kaybı adlandırma ve anlamlandırma sürecine dönüşüyor. Denizin kıyısında başlayan, köprüyle simgelenen bu içsel yolculuk, öznenin kaybını söze dökme ve yeniden var olma çabasını temsil ediyor. “Beyaz ev” bu anlamda Lacan’ın simgesel tanımlamasına benziyor; zamanın askıya alındığı, anlamın yeniden kurulduğu bir alan. Valhaf burada hem kaybını tanıyor hem de o kaybın içinde varlığını yeniden inşa ediyor. Kedisinin sessiz rehberliği, tıpkı bilinçdışının simgeleri gibi, onu iyileşmeye ve “kendi kapısını” bulmaya yönlendiriyor. Böylece Valhaf, yası patolojik bir süreç olarak değil, yeniden doğuşun kapısı olarak deneyimliyor. Freud’un “nesnenin kaybı” dediği şey Lacan’ın “hiç sahip olunmamış nesne”sine dönüşüyor. Valhaf bu iki düzlemi birleştirerek kaybını dile getiriyor, onu anlamın alanına taşıyor ve sonunda dönüşerek, olgunlaşarak yeniden hayata dönüyor.
Bu bağlamda Uyuşma, yalnızca bir yas anlatısı değil; kaybı, anlamı ve yeniden doğuşu aynı simgesel düzlemde buluşturan bir roman. Acının içinden geçen, ama sonunda kendi kapısını aralayan herkes için bir umut anlatısı.
Psikeart dergisinin 103. sayısı "Farkındalık" dosya konusu kapsamında, Ocak 2026 tarihinde yayımlanmıştır.
Uyuşma'yı indirimli satın almak için tıklayınız.