Portakal Bahçesi: “Büyük Trajedilerin Gücüne ve Çöl Efsanelerinin Lirizmine Sahip”

Larry Tremblay’in yazıp Şirin Erkan Leitao’nun Türkçeye çevirdiği Portakal Bahçesi büyük trajedilerin gücüne ve çöl efsanelerinin lirizmine sahip eşsiz bir hikâye.

İkiz kardeşler, Amed’le  Aziz... Etrafı dağlarla çevrelenmiş, savaşın tam ortasındaki isimsiz bir ülkede anne babalarıyla yaşayan iki çocuk. Dağların öte tarafında köpekler yaşıyor, yani düşmanları…

Onlar bir elmanın iki yarısı gibiydiler: “Amed ağlarsa Aziz de ağlıyordu. Aziz gülerse Amed de gülüyordu. İnsanlar onlara takılmak için, ‘Bu ikisi ileride beraber yaşayacak’ diyordu.”

Cennet gibi bir portakal bahçesinde doğan ikiz kardeşler Amed ile Aziz’in yazgıları bize hiç de yabancı değil: “Ninelerinin adı Shaanan’dı. İyi görmeyen gözleriyle ikisini habire karıştırırdı. ‘Çöldeki iki su damlam’ diye çağırırdı onları. ‘El ele tutuşup durmayın, çift görüyormuş gibi hissediyorum’ derdi. ‘Bir gün artık damla kalmayacak, yalnızca su olacak, o kadar’ da derdi. Aslında bunun yerine, ‘Bir gün yalnızca kan olacak’ da diyebilirdi.”

Portakal bahçesine düşen bir bombayla ikiz kardeşlerin yaşamları da değişir. Amed’le Aziz, büyükanne ve büyükbabalarını kaybetmişlerdir: “’Ölüleri toprağa gömmek gerek’ dedi. Söylediği her kelime sanki toprağın derinliklerinden yükseliyormuş gibiydi. ‘Çünkü ölüler ancak bu şekilde... böyle girerler gökyüzüne. Toprağa gömülerek. Ben de ana babamı böyle gömdüm. Beni gördün, eski küreğimi aldım ve bir çukur kazdım. Şölen yapmaya hazırlanan solucanları gördün. Asıl zoru çukuru kapatmak için üzerine toprak atmak değil, beni gördün, çukuru iyice kapattım. Asıl zoru yıkıntılarda onları aramak. Annemin açılmış kafatasını gördüm. Yüzündeki iyilik artık tanınmayacak haldeydi. Delik duvarlar, kırık tabaklar kan içindeydi. Çıplak ellerimle babamın kalıntılarını topladım. Öyle çoktu ki. Kardeşine ve sana yaklaşmamanızı söyledim. Annenize de. Hiç kimse bunu yapmak zorunda kalmamalı. Hiç kimse, hatta en suçlu insanlar bile ana babalarının kalıntılarını evlerinin yıkıntılarında aramamalı.’”

Amed’le Aziz, dede ve babaannelerini öldüren bombanın adından kendilerini intikam planlarının içinde bulurlar:

“Dinle beni, iki oğlum var. Biri el, diğeri yumruk. Biri alıyor, diğeri veriyor. Bir gün biri, bir gün diğeri. Sana yalvarıyorum, ikisini birden alma benden.”

Zohal ve Tamara çocuklarından birini feda etmek üzere bir karar vermek zorundalardır ama hangisini?

Portakal Bahçesi birkaç saatte okuyup yıllar boyunca unutamayacağınız eşsiz bir kitap. Okuyup bir köşeye kaldıracağınız değil, paylaşacağınız, büyüteceğiniz bir kitap Portakal Bahçesi.

Kitabı bitirdiğinizde aynı soruyu soracaksınız kendinize: Aziz’le Amed’in bin yıllık çağrısına kulak vermek ve dünyanın tıpkı en baştaki gibi bir portakal bahçesine dönmesi için daha ne kadar beklememiz gerekecek?

“Zaten yüreğinde olan bir şeyi başka yerlerde arama. Ben kimim ki senin yerine düşünebileyim? Benim giysilerim de kirli ve yırtık pırtık. Yüreğim de bir taş gibi kırık. Ve yüzümü yırtan gözyaşları döküyorum. Ama gördüğün gibi sesim dingin, daha da ötesi huzurlu. Seninle konuşurken dudaklarımda barış var. Kelimelerimde, cümlelerimde barış var. Seninle yedi yaşında, dokuz yaşında, yirmi yaşında, bin yaşında bir sesle konuşuyorum. Duyuyor musun o sesi?”

 Bu sesi duyuyor musunuz?

Larry Tremblay’in yazıp Şirin Erkan Leitao’nun çevirdiği Portakal Bahçesi’ni indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneğiyle satın almak için tıklayın.

 

 

 

 



Kapat