Kutsal Metinler Erkeklere Dair, Erkekler İçin ve Yine Erkekler Tarafından Yazılmıştır

“Ataerkil kültürü sürdürme konusunda tek tanrılı dinler kadar güçlü ve etkili bir başka araç olmadığı kanısındayım. Kutsal metinler, esas olarak erkeklere dair ve erkekler için yine erkekler tarafından yazılmıştır. Dini kurumların büyük bir kısmında yalnızca erkekler ruhban sınıfına dahil olmaya izinlidir. Kadınlar ise bu kurumlarda yine baskıcı ahlak kurallarının ve dini geleneklerin egemenliğinde yaşarlar. İbadet yerlerinde kadınlara, salonların en arkalarındaki bir perdenin ardında yer verilir. Kadınlara bakmak veya kadın sesinden şarkılar dinlemek tehlikelidir. Kadınların erkekler kadar eğitilmeleri gerekmez. Aybaşı dönemlerinden ötürü kirli sayılırlar ve bazı kültürlerde regl dönemleri boyunca eşlerinden ve ailelerinden uzak durmaları emredilir.”

FEMEN lideri Inna Shevchenko, kendi yaşamından kesitler içeren Bütün Kadınlar Kahramandır kitabında şeytanla olan ittifakını da şöyle anlatıyor:

“Özgürlük, haysiyet ve insan hakları tarafında olmak Şeytan’ın yanında olmak anlamına geliyorsa bana uyar. Rus sosyalist Mikhail Bakunin, sosyalizmin kapitalizm ve monarşiye karşı savaşını sembolik olarak Şeytan’ın Tanrı’ya karşı savaşı olarak tasvir eder. Bu tasvirde Tanrı eski bir hükümdar, Şeytan da sosyalist bir müttefiktir. Feminizmin ataerkilliğe karşı mücadelesi için de paralel bir benzerlik kurulabileceği düşüncesindeyim. Tanrı’yı eski bir ataerkil olarak farz edebiliriz. Şeytan ise, dinler tarafından kadınlara yasaklanan her şeydir ve dolayısıyla özgürleşmelerinde kadınların müttefiki olur. Böylece “Şeytan’ın yoluna” girerek Tanrı’ya sırt çevirmek, özgürlük ve bağımsızlaşma yoluna girmekle eşdeğer olacaktır.”

Bütün Kadınlar Kahramandır’da dinden güç alan erkek egemen düzenin günümüz yaşantısındaki izlerini süren Inna Shevchenko kendi çocukluğunu da irdeliyor:

“Ukraynalı genç bir kız olarak toplum gözünde varlığımın esas hedefi evlenmekti. Bağımsız olmak ve kendi hayatımı kontrol etmek kesinlikle öngörülebilir bir tercih değildi. Ukrayna’da kadının, kocasının gerisinde kalması gerektiği düşünülür. Bu baskın güç erkeklere eril bir tanrı, hükümet, yasa ve bütün toplum tarafından tanınır. Kadının teslimiyetinde din en etkili araçtır. Din kadınlara itaat etmeyi, sorgulamamayı ve şikâyet etmemeyi emreder. Dini kurallar da bana en küçük yaşlarımdan itibaren öğretilmişti. Her pazar günü kiliseye gitmek, sıkıcı, dehşete düşüren ve çoğunlukla cinsiyetçi duaları ezbere öğrenmek, düzene dahil olmak için gereken faaliyetlerdendi.”

Çocukluğunda dinine bağlı bir Hıristiyan Ortodoks olduğunu belirten Shevchenko’nun kilisede tanık olduğu bir sahne, onu yavaş yavaş dinden uzaklaştırır:

“Anneannem, altın yaldızlı giysileri içindeki rahibin önünde alnını yere koymuş dualar mırıldanırken pek savunmasız görünüyordu. O adam bir Tanrı mıydı? Bu insanlar niçin başka bir insanın önünde kendilerini küçük düşürüyorlardı? Anneannemi mutlu edeceğini düşünerek onun gibi yere eğildim fakat kendimi çok kötü hissettim. Alnım yerde olsa da gözlerim olup bitenleri görebilmek için fıldır fıldırdı. Rahip duasını gitgide daha yüksek sesle okumaya başladı ve aniden ayakkabılarını çıkararak ayaklarını bize yaklaştırdı. Korkunç bir tecrübeydi ve sonrasında yaşananlar daha da beter ve olağanüstü aşağılayıcıydı. Anneannem ve diğerlerinin, kendini gerçekten de Tanrı olarak gören rahibin ayaklarını öptüklerini gördüm. İşte o yaz, o pazar gününde, Doğu Ukrayna’nın o küçücük köyünde yüreğime acı bir keder saplandı. Daha sonra dini metinleri okudum. Törenleri ve duaları analiz ettim. Tanrıların tarihini ve kadınların tarihini inceledim. İşte bu şekilde ateist oldum.”

Dini metinlerdeki, erkeklerin, kadınların bedenleri üzerinde hak sahibi oldukları iddiasına karşı feminizmin kadınların doğuştan kendi bedenlerinin sahibi olduğunu varsaydığını belirten Inna Shevchenko, “Kadın bedeni bir savaş meydanı ve savaşmamız gereken alan da işte bu meydan” diyerek mücadelesini anlatıyor:

“Hâlâ, kadın bedeninin doğası gereği cinsellik içerdiği ve güçsüz olduğu, suçluluk, kirlilik ve günahlarla dolu olduğu öğretiliyor. Kadın bedeni boyun eğmeli, sessiz kalmalı ve kullanılmaya daima hazır olmalı. Misyonu tatmin etmek, görevi de yeni nesiller taşımaktır. Kadın, kendi bedeninin meşru sahibi değil. Doğduğum, üçüncü dünya ülkelerindeki yoksulluğa sahip Ukrayna’da olsun, kendi ülkemden kaçıp yaşamaya geldiğim eşitlik cumhuriyeti ve feminizmin anavatanı Fransa olsun, nerede olursak olalım, kadın bedeni çok sayıda dogmaya ve ataerkil kurumların bakışıyla belirlenmiş aşağılamaya konu oluyor.”

Shevchenko, kitabında çok sayıda kadın kahramana da yer veriyor: Pontoise’daki Müslüman Kadın Fuarı’nda köktendinci imamların önünde, “Hiç kimse bana egemen olamaz, kimsenin malı değilim, ben kendi kendimin peygamberiyim!” diye bağıran Meriam Abidi, 2017’de Berlin’de İbn-i Rüşd-Goethe Camisi’ni açan Seyran Ateş, Stockholm'deki Mısır Büyükelçiliği binasının önünde, göğsünde, “Şeriat bir anayasa değildir” sloganıyla Mısır bayrağını havaya kaldıran Aliaa Magda Elmahdy ve diğerleri.

Bütün Kadınlar Kahramandır’a her şeyden vazgeçmeye hazır olduğu bir günü anlatarak başlayan Inna Shevchenko, “Kadınlar, yeni bir dünya inşa edelim ve iktidarı elimize geçirelim!” dedikten sonra kitabını şöyle bitiriyor: 

“Bir gün her şeyden vazgeçmek isteseniz de, bilin ki bunu asla beceremeyeceksiniz. Siz vazgeçemezsiniz çünkü siz bir kadın ve bir kahramansınız.”

Bütün Kadınlar Kahramandır, kahraman olduğunu bilen veya henüz fark etmemiş bütün kadınların okuması gereken bir kitap.

Inna Shevchenko’nun yazdığı Bütün Kadınlar Kahramandır kitabını indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneğiyle satın almak için tıklayın.



Kapat