Köy Enstitülerinin İzinde Bir Bellek Kitabı

Değer Tuncel

Bozkırdaki Işıklar, Köy Enstitülerinin idealini, inancını ve mücadele ruhunu yeniden hatırlatıyor. Mustafa Gazalcı, kendi tanıklıklarıyla yoğurduğu bu öykülerde, bir dönemin aydınlanma seferberliğini içten bir dille aktarıyor. Bilgi Yayınevi’nden çıkan kitaptaki her öykü, köyden doğan ışığın nasıl ülkenin dört bir yanına yayıldığını ve o ışığı taşıyan insanların direncini anlatıyor.

Türkiye’nin eğitim tarihinde bir dönüm noktası olarak parlayan Köy Enstitüleri, yalnızca birer okul değil, bir toplumsal dönüşüm projesiydi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte hedeflenen çağdaşlaşma ve kalkınma hamlesinin en özgün adımlarından biri olan bu kurumlar, eğitimi üretimle, bireysel gelişimi toplumsal bilinçle birleştiren eşsiz bir model sundu. Kısa ömürlerine rağmen, bıraktıkları iz hem Cumhuriyet’in eğitim felsefesini şekillendirdi hem de Anadolu’nun kültürel dokusunda silinmez bir yer edindi.

Köy Enstitüleri, 1940’lı yıllarda okuma yazma bilmeyen, üretimden kopuk kırsal toplulukları dönüştürmeyi amaçlayan bir anlayışın ürünüydü. Bu sistem, köylünün kendi yaşamına ve çevresine bilinçle yön verebilmesini, “kendini ve köyünü kalkındıran insan”ların yetişmesini hedefliyordu. Böylece, eğitim yalnızca bireyi değil, bütün bir toplumu aydınlatacak bir kıvılcıma dönüşüyordu. Bu kıvılcımın ardında ise, Cumhuriyet’in ilerici eğitimcilerinin vizyonu vardı. Köy Enstitüleri’nin mimarı olarak anılan dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, bu kurumların varlık nedenini şu sözlerle özetler: “Biz Köy Enstitüleri yoluyla insanımızı canlandırmak, Türkiye’yi her türlü gerilikten kurtarmak istiyoruz. Bunun için de köye gidecek yarayışlı elemanları çoğaltmak gerekir.”-(s.136, Bozkırdaki Işıklar- Öyküleriyle Köy Enstitülüler) Tonguç’un bu sözleri, bir eğitim modelinden çok daha fazlasını, Anadolu’nun ücra köşelerinde filizlenen bir uygarlık düşünü anlatır. Cumhuriyet’in ilerici eğitim anlayışı, köylünün yaşamını dönüştürecek bir toplum mühendisliği vizyonunu taşırken nitelikli öğretmenlerin yetişmesi de projenin ana unsurlarından biriydi. Köy Enstitüleri ile öğretmeni yalnızca bilgi aktaran değil; üreten, düşünen, araştıran ve çevresini dönüştüren bir eğitmene dönüştürmek hedeflenmişti; çünkü bu eğitim vizyonunun gerçek mimarları, değişimin öncüsü olacak olan öğretmenlerdi.

Cumhuriyet’in bu büyük idealini edebiyatın anlatı gücüyle buluşturan Mustafa Gazalcı, Bilgi Yayınevi’nden çıkan Bozkırdaki Işıklar - Öyküleriyle Köy Enstitülüler adlı kitabında, Köy Enstitülerinin ruhunu yeniden canlandırıyor. Gazalcı, kitabında kendi deyimiyle “anımsı öyküler” kaleme alıyor; yaşanmış gerçek anılardan yola çıkarak, kurmaca ile gerçeğin iç içe geçtiği hikâyeler kuruyor. Yazar, kitabın önsözünde belirttiği gibi, anıları öyküleştirirken olayların özüne ve kahramanlarına dokunmadan, onların sesini günümüze taşıyor.

Gazalcı’nın öyküleri, yalnızca geçmişin tanıklığı değil; aynı zamanda bir düşüncenin, bir idealler bütününün edebi yankısıdır. Her bir öykü, Anadolu bozkırında yükselen bir ışığı, emekle yoğrulmuş bir umudu ve insanı merkeze alan bir eğitim anlayışını hatırlatır. Bu yönüyle Bozkırdaki Işıklar, yalnızca Köy Enstitülüler’in hikâyesini değil, Cumhuriyet’in aydınlanma idealinin insanda vücut bulmuş halini anlatır.

Bugün, Köy Enstitüleri hâlâ tartışılır, özlenir, yeniden düşünülür bir mirastır. Çünkü temelinde yatan anlayış; aklın, emeğin, üretimin ve sanatın bir arada gelişmesiyle çağlar üstü bir değere sahiptir. Gazalcı’nın kalemiyle yeniden hayat bulan bu öyküler, geçmişin ışığını bugünün eğitim tartışmalarına taşıyarak bize şu soruyu yeniden sordurur. Bir ülkenin gerçek kalkınması, bilgiyle donanmış, bilinçle yaşayan insanlar yetiştirmeden mümkün müdür?

Kaynak: Cumhuriyet Kitap / 04.12.2025

Kapat