Hilâl’i Kanatan Büyük Savaş Suçları

Çanakkale’de, bütün uluslararası savaş kuralları, düşman devletler tarafından kalleşçe çiğnendi.

Dünya Savaşlarında “sağlık” ile ilgili konularda, uluslararası kurallar çok netti. 1906 Cenevre ve 1907 Lahey Sözleşmeleri’nde, savaş koşullarındaki “insani prensipler” kesin olarak belirlenmişti. Karadaki hastaneler, denizdeki hastane gemiler, yaralı ve hasta taşımada ambulans görevi yapan her türlü araca “Kızılhaç” ya da “Kızılay” bayrakları çekilecekti. Sağlık kuruluşlarına hiçbir saldırı olmayacak, bu araçlar ya da sağlık personeli alıkonamayacaktı. Osmanlı Devleti, kararlara uygun biçimde; beyaz zemin üzerine kırmızı hilalden oluşan kendi bayrağını kullandı.

Ne yazık ki bu uluslararası kurallar Çanakkale Savaşı’nda hiçe sayılacak, düşmanlar tarafından pek çok hastane, sargı yeri, seyyar hastane ve hastane gemilerimiz kalleşçe bombalanacaktı.      

Eceabat Hastanesi’ne Havadan ve Denizden, Bomba Yağdırdılar.

Maydos (Eceabat) Hastanesi de iki kez bombardımana maruz kalan hastanelerimizdendi. İkinci bombardıman büyük bir yangına ve felâkete yol açmıştı. Hastanenin operatörü Yüzbaşı Dr. Ömer Vasfi Bey, her iki bombalama olayının da yakın tanığı olmuştu.

Turgut Özakman’ın “DİRİLİŞ Çanakkale 1915” eserinde yer alan aşağıdaki satırlar; Eceabat’a yapılan ilk bombardıman sırasında hiç istifini bozmadan marş söyleyerek şehrin sokaklarından geçen Mehmetçik’in, herkesin maneviyatını nasıl yükselttiğini anlatıyor:

 “Eceabat’taki küçük hastanede operatör olarak çalışan Yüzbaşı Dr. Ömer Vasfi Bey ‘annem beni yetiştirdi’ marşını duymuştu. Bu marşı çok severdi. Pencereden eğilip baktı. Eceabat’a yeni geldiği anlaşılan bir bölük asker, marş söyleyerek yaklaşıyordu. Biraz sonra hastanenin önünden geçecekti. Tam bu sırada dev bir arının vızıltısına benzer bir ses duyuldu. Yine bir düşman uçağı dolanıyor olmalıydı. Dolanıp gider diye bekledi. Arı vızıltıları arttı. Müthiş bir patlama hastaneyi salladı. 7 İngiliz uçağı Eceabat’a hücum ediyordu.

Uçaklar alçalarak uçak bombalarını hiçbir askeri kuruluşun bulunmadığı şehirciğin üzerine bıraktılar. Patlamalar birbirini izledi. Alevler, dumanlar, çığlıklar yükseldi. Eceabat yanıp yıkılıyordu. Patlayışlar sürmekteydi. Böyle bir olayı hiç yaşamamış olan Doktor Ömer Vasfi Bey donup kalmış, içini o güne kadar tanımadığı bir duygu, korku doldurmuştu. Bir türlü kımıldamayı başaramıyordu.

Hayatı boyunca unutamayacağı bir şeye tanık oldu. Bölük, o dehşet verici patlamalar arasında, marş söyleye söyleye, düzenini bozmadan yürümüştü, şimdi de azametle hastanenin önünden geçiyordu:

…Sütüm sana helâl olmaz

   Kurtarmazsan vatanı…      

Bölüğün pervasızlığını görünce kendine geldi. Sağlıkçıları toplayıp yaralıları taşımak için dışarı fırladı” (s. 217-218)

Eceabat Hastanesi’nin bulunduğu yer, şehrin batısında ve merkeze uzak olmasına rağmen, uçaklar tarafından kasten ve zalimce bombalanmıştı. İlk bombardımanda şehrin Rum Metropoliti de ölmüştü. Daha ileriki günlerde, donanma ile yapılacak ikinci bombardımanda; hastanedeki alkolün de parlayarak büyüttüğü yangın nedeniyle pek çok yaralı yanarak ya da kaçmaya çalışırken can verdi. Çocuklar dahil, sivil halktan pek çok insanın yaralandığı ya da öldüğü saldırılarda hastane personeli dağılacak, ortada sağlık hizmeti diye bir şey kalmayacaktı.

Türk askerinin mertçe savaşması, merhameti, centilmenliği ve kurallara saygısı, yabancı basında bile gündeme getirilmişti. Hal böyleyken, düşman güçlerinin uluslararası işaret taşıyan sağlık kuruluşlarımıza yaptığı saldırıların, insanlıkla hiçbir ilgisi yoktu!

Turgut Özakman’ın belgesel romanı, Çanakkale Savaşı’nın ve tarihi gerçeklerin sayısız ayrıntısıyla dolu. “DİRİLİŞ Çanakkale 1915” içerdiği belge, tanıklık ve anılar ile ulus bilincini tazeleyen, akıcı bir dille yazılmış, çok önemli bir eser.  

Turgut Özakman’ın “DİRİLİŞ Çanakkale 1915” romanını indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneği ile hemen satın almak için tıklayın.

 

 

 

 

 



Kapat