Hemingway dönüştürür!

Feridun Andaç

Bir “yitik kuşak” anlatıcısı olarak sürekli “kaybedenler”in öyküsünü anlatan Ernest Hemingway size, ister istemez kendi hayatını okutuyor!

HEMINGWAY DÖNÜŞTÜRÜR

Hemingway&Gelhorn filmini izleyince yeniden Hemingway’e dönmek kaçınılmazdı. İspanya İç Savaşı’nda başlayan aşk evlilikle sonlanır, bir süre sonra da ilişki biter.

Martha Gelhorn savaş muhabiridir. Onunla 1936’da İspanya’da tanışırlar. Sonrasında Çin’e birlikte giderler. Ardından Küba dönemi… Martha bir savaş dönüşünde onu Mary ile bulur! Ve ayrılmaya karar verir.

Mary Welsh, hayatının bundan sonraki döneminin kadınıdır. Martha ile ilişkisi başladığında Pauline ile evlidir.

Kuşkusuz Hemingway, yaşamı böyle iki satırda özetlenecek biri değil. Gene de 1927’de yayımlanan ilk öykü kitabı Kadınsız Erkekler’in herhangi bir öyküsünü, örneğin “Beyaz Fillere Benzeyen Tepeler”i veya “Bir Başka Ülkede”yi okuduğunuzda ona dair bulduklarınız sizi hiç şaşırtmayabilir!

Bir “yitik kuşak” anlatıcısı olarak sürekli “kaybedenler”in öyküsünü anlatan Hemingway size, ister istemez kendi hayatını okutuyor!

Dünyayı cehenneme çeviren savaşların tanığı olması önce Hemingway’i dönüştürür. Sürekli savaşan dünyayı, bunun insanını ele alması; acıdan kaçmanın baş edilemezliğinden söz etmesi…

Öyle ki, anlatı dünyasını getirdiği kıyıda Yaşlı Adam ve Deniz’i yazarken kendi savaşını veren yalnız insanın serüveninde kendini bulması da rastlantı değil kuşkusuz.

YAZMAK İÇİN GİTMEK

Yani yazınsal duyarlılığını yaşamla besleyen bir anlatıcı olarak yazdığı her anlatıda üslup yaratma derdinde biri ile karşılaşırız. Öyle ki; konuşma dilinin yalınlığı, süslemelerden uzak anlatım biçimi, abartıdan/duygusallıktan uzak bakışı her bir anlatısına derinlik/yoğunluk katan özellikler olarak belirir.

Onun taşkın, hatta tasasız biri olma özelliği yazmak için gitmek/yaşamak duygusunu körükler sürekli. Ama diğer yandan da Silâhlara Veda’nın son bölümünü otuz dokuz kez yazabilecek kadar da yazdığına tutkuyla bağlı biridir. “Doğru sözcükleri bulmak”tan söz eder. Şunu da söyler: “Günde yedi tane iki numara kurşunkalem bitirirseniz iyi çalışmış sayılırsınız.”

Her yerde/mekânda yazabildiğini düşünürsek; bu konuda kendine ne denli acımasız davrandığını da söyleyebiliriz. Gene de onun için asıl yazmanın zamanı: Âşık olunan zamandır.

Gene de şu sözlerine kulak vermek gerekir diye düşünürüm:

“Yazarlık bir kez kanınıza girmiş ve en büyük zevkiniz olmuşsa o zaman ancak ölüm size engel olabilir. Bu durumda parasal güvencenin size büyük yardımı olur, çünkü parasal kaygılar duymanıza gerek kalmaz. Kaygı yazma yeteneğini yok eder.”

Yazarlığa gazetecilikten gelse de, bunun yaratıcı yazarlığı öldürdüğünü söyler.

Oktay Akbal’dan bunun kendisine ne denli sıkıntı verdiğini dinlemiştim. Yaşar Kemal ise bir dönem röportaj yazarlığının onun için ufuk açtığını söylese de; şunu da ondan duymuştum: “Ne zaman ki Cumhuriyet beni kovdu, işte o zaman kendimi romanımı yazmaya adayabildim…”

Röportaj yazarlığının kurmacaya yönelenlerin yazarlığında etkili olduğuna da bir örnektir Hemingway. Üçüncü eşi savaş muhabiri olan Gelhorn ile çatışması da asıl bu yöndedir.

Hemingway, yaza yaza yazmayı öğrenen biridir diyebiliriz. Kuşkusuz onun da el aldığı ustaları vardır. İlk sırada Mark Twain gelir. Shakespeare, Sherwood Anderson, Flaubert, Çehov, Tolstoy, Maupassant, Joyce… ilk anılacaklar. Ama daha da önemlisi, sıklıkla yinelediği bir şey var ki; sanırım Hemingway’in anlatı dünyasını asıl biçimleyen öğelerdendir: İzlenimci ressamlar. Şunu da söyler; “nasıl yazılacağını yazarlardan olduğu kadar ressamlardan da öğrenirim.”

Onun anlatısının izlenimci yanı gezginliği kadar bu ressamlarla alışverişine de bağlıdır, bence! Bir başka yan ise; okumak:

“Her zaman kitap okurum, ne kadar varsa. Kitapsız kalmayayım diye sürekli olarak belirli sayılarda kitap alırım kendime.”

 

HEMINGWAY ANLATISINI VAR EDEN

Bazı yazarlar vardır ki, yalnızca yazdıklarıyla yetinemezsiniz. Yazılıp edilenlerde yaşamına da bir çağrı vardır. İşte bu da okurunu meraklı kılar. O anlamda Hemingway’in yaşamı bir kazı alanı gibi araştırılmış, üzerine yığınca biyografi/araştırma/inceleme yazılmış. Mektupları yayımlanmış, öyle ki yarım kalmış kitapları bile ölümünden sonra yayına hazırlanmış.

Paris Bir Şenliktir bunlardan biridir. Onun yazarlık serüvenine ışık tutar. Anı-anlatı biçiminde kaleme almıştı bunu Hemingway. Özellikle yazarlığı, yazma eylemi konusunda, yaşamından bazı ipuçlarını vermesi açısından da önemlidir.

Yakın zamanda ardı ardına yayımlanan üç kitap ise Hemingway’a uzanan penceremizi genişletir nitelikte: Sonsuza Dek Hemingway, (Belma Ötüş Baskett), Hemingway İtalya’da (Richard Owen), Ölümsüz Hemingway: Günümüzde Hemingway’i Okumanın Önemi (Clancy Sigal). Onun yaşama tutkusundan yazınsal uğraşının inişli çıkışlı yolculuklarına dair birçok şeyi bize taşır bu kitaplar. Özellikle de yaşamdaki yazı/yazıdaki yaşam düşüncesini pekiştirecek düzeyde çalışmalardır.

Hemingway, öğreticidir. Onun bu konudaki sözleri, deneyimlerinin yansıları bu çalışmalara da yansımıştır. Ama Clancy Sigal’ın Hemingway tutkunu okurlara bir uyarısı da vardır:

“Hemingway’e benzemek sıradan, sıkıcı hayattan kaçıp doğacak sonuçlara katlanarak maceraya ve tehlikeye atılmak demektir.”

Gene de onu okurken Belma Ötüş Baskett’in şu uyarısını da göz önünde tutmak gerekir:

“Zaman şimdiki andır ve yapıtlarında o anı tüm keskinliği ile yaşatmak amacındadır. Etrafındaki mekânla ilişkisi ve gözlemleri özellikle keskindir.”

Hemingway’de bir başka önemli yan ise; bize, bir anlatı kurmada insana doğru yolculuğu gösterir. Merkeze insanı/insani duyguları koyar. Bir tür insan labirentini çok yalın, köşesiz anlatır. Derinlikli yolculuklara çıkmaz. Onda önemli olan zaman/yer ve harekettir. Karakter çizimini bu nedenle önemser; yaşamöyküsü, yani biyografi anlatıcısı değildir ama yer yer o izlere döner. Bugündeki ân hep ön plandadır. Kendi sesi olan bir anlatıcının nasıl olabildiğini anlatılarına yansıtmıştır.

* Bu yazı 30.09.2020 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanmıştır. 

Ernest Hemingway'in bütün eserlerini incelemek için tıklayınız. 



Kapat