GİDİN BAŞIMDAN!

Ergenlikle boğuşan gençleri daha iyi anlamamızı sağlayacak, iyi bir roman: Yalnız Seninle

İnsan yaşamının en yakıcı dönemlerinden biri: Ergenlik. Çocukluk  ile yetişkinlik arasında bir yerlerde sıkışıp kalan insanın, kimlik arayışı. Belirsiz bir geleceğin korkutucu yanları. Kendine, bu dünyada bir yer edinebilme çabası ve tedirginliği. Bedensel değişiklikler. Kendini anlama ve keşfetme girişimleri. Aile ve okul sorunları. Sınavlar ve karşı cins… Bu liste uzar gider. Sorunlar dağ gibi, ama o dağı aşmadan büyümek de olanaksız. Herkes ergenlikte bunları yaşar. Ancak büyüyünce unutur.

Hidayet Karakuş’un Yalnız Seninle romanı, her satırıyla hepimize çok tanıdık gelecek. Ergen çocukları ile baş edemeyen bir anne baba, kimsenin kendisini anlamadığını düşünen, kafası dağınık, duyguları karışık, bilgisayar bağımlısı, hırçın bir genç… Hepsi de olağan şeyler aslında; sevgi, hoşgörü ve zamanla aşılabilecek şeyler!..

 
 

 

Merhaba, Ben OKAN… Sanal Evrendeki Adım NİNJA

Ne çocuksun, ne yetişkin. Anne baba eline bakan, hazır yiyicinin tekisin. Suratın sivilce dolu. Sınavlardan nefret ediyorsun. Öğretmenlerin çoğuna da gıcıksın. Kimse seni anlamıyor. Evde hır gür, bağrış çağrış hiç eksik değil. İyi bir “kalp kırma” uzmanısın. Gururun dağlar kadar. Dilin çok uzadı. Sahi sen kimsin, n’olacak senin bu halin?

Okan’ın ruh hali, aşağı yukarı işte böyle. Tüm yaşıtları gibi, aynı yakıcı sorunlarla boğuşan binlerce gençten sadece biri.

Okan’ın, anne babası ile arası, bildiğin limonî. Ağabeyi Oktay ile soğuk –bazen sıcak- savaş halinde! Kendisini çok yalnız hisseden Okan’ın sanal evrende sık sık yazıştığı “Yosun” onun iç dünyasına yeni pencereler açar. Acaba Okan’ı heyecanlandıran bu gizemli isim, yaşıtı bir kıza ait olabilir mi?

Annemi Ağlatana Kadar

Girdiği ağız dalaşlarında düşüncesizce konuşarak annesini çok üzen Okan, çok sevdiği annesine olduğu kadar, kendisine de çok kızgındır:

“Annem, ağlamaklı olmuştu. Onun bu haline de çok kızıyordum. Beni en zayıf yerimden vuruyor, içimi acıtıyordu. Hem ona yaptığım haksızlığın pişmanlığını, hem gözyaşlarıyla beni yenik düşürdüğü için hınçlanıyor, onun acısını duyuyordum. Gözlerinde domuran yaşlar bana geri çekilmem gerektiğini, fazla ileri gittiğimi söylüyordu. Her seferinde onu ağlatasıya kavga ediyor, sonunda bin pişman susuyor, içimden bağışlanmayı istediğim halde ağzımı açıp özür de dilemiyordum. Beni kendi gözümde küçülten, yontulmamış insanlarda gördüğüm, hoşuma gitmeyen bir gururum vardı ama ben o gurura yeniliyor, kuyruğu hep dik tutuyordum. Keşke biraz daha esnek olabilsem, biraz daha anlayışlı davranabilseydim. Üstelik bunları ben herkesten bekliyor ve istiyordum.” (s.163) 

Atsan Atılmaz, Satsan Satılmaz!

Çocuğu için en iyisini isteyen her ebeveyn gibi; Okan’ın anne babası da hiçbir özveriden kaçınmaz. Çok yorgun ve kızgın anlarında bunu dile getirmeleri, Okan’ı iyice çileden çıkarır:

“Babamın salona geçtiğini anladım. Annemin sesini duydum. Beni konuştuklarını biliyordum. Annemin sesi benimkinden de yüksekti. Biliyorum ki benim isyanıma çare bulamıyor. Biliyorum ki benim varlığım ona diken gibi batıyor. Biliyorum ki beni atamıyor, satamıyor. Yoksa benim adam olmam için bunca sıkıntıya girdiğini ikide bir başıma kakar mıydı?” (s.15)

(….) onların yaptıklarını sayıp dökmelerinden hoşlanmazdım. Biz sanki kendi isteğimizle dünyaya gelmişiz gibi her yaptıklarını bizim iyiliğimize yapıyorlardı. Biz de onlara minnet duymalıydık. Bu ilişki beni rahatsız ediyor, kırıyordu. O yüzden kimseyi sevmiyor, kimseye yakın olmak istemiyordum.” (s.104-105)

“Mutfaktan bu kez annem seslendi: “Okan’ım, hadi yavrum, bak senin sevdiğin şeyleri yaptım.” Buna çok kızıyordum işte. Hem yaltaklanan, hem yaptıklarını başa kakan bu ses tonu sinirimi bozuyordu.” (s.182)

Çocuk Değilsin Artık!

Bağımsız ve özgür, yetişkin bir birey olmak için can atan Okan; işine gelince artık çocuk olmadığını söyleyerek itiraz eder; işine gelmeyince daha çocuk olduğunu söylemekten de geri kalmaz:

(….) “sürekli hır çıkaran, hırçın bir çocuk olup çıkmıştım. Kimi zaman babam da annem de “Çocuk değilsin artık,” diyorlardı bana; aslında bunun söylenmesinden de söylenmemesinden de rahatsız oluyordum. Çünkü çocukluğu değil de büyüklüğü kabul edersem, yanlış yapma şansım ya da yanlışlarımla çocukluğa sığınma şansım kalmayacaktı. Kabul etmezsem isteklerimi bildirirken artık büyüdüğümü söyleyemeyecektim. Tutarlılık işime gelmiyordu.” (s.110)

Sanal Evrenin, Karşı Konulmaz Cazibesi…

 İlk Aşk, Holiganlar, Çocukça Şakalar ve Yeteneklerin Keşfi

Yosun ile yazışmak, Okan’a düşsel serüvenlerin, kahramanlıkların, bilinmez dünyaların kapılarını aralar. Kolay kolay kalkmaz bilgisayar başından: 

“Çocukken öğrendiğim bir şey var: ‘Git başımdan!’ İkisinin de ilk sözü buydu: ‘Git başımdan!’ Ben de onların başından bilgisayarın başına terfi ettim. Şimdi de ben ‘Gidin başımdan,’ diyorum.” (s.143-144)

Her gencin yaşadıklarına benzer şeyler Okan’ın da başına gelir. İlk öpücük ve aşkın utancı, futbol takımı tutma ve holigan çocuklardan dayak yeme, ağabeyinin yatağına kurbağa koyma, küçük yalanlar, resim yeteneğinin ortaya çıkması ve onu destekleyen sevgi dolu bir öğretmen…

Hidayet Karakuş’un Yalnız Seninle romanı, gerçekçi ve sevecen bir gençlik romanı. Hem anne baba ve öğretmenler, hem de gençlerin severek okuyacakları, kendi hayatlarına ayna tutacak, ilişkiler ve sorunlar üzerinde yeniden düşünmelerini sağlayacak iyi bir kitap.

Şair, edebiyatçı kimliğiyle sayısız esere imza atan Karakuş’un yazdığı bu gençlik romanının yanı sıra; pek çok çocuk kitabı da bulunuyor.  Uzun yıllar yaptığı öğretmenlik deneyimi sayesinde gençlerin, çocukların dilinden iyi anlıyor, onlarla iyi anlaşıyor!

Hidayet Karakuş'un Yalnız Seninle gençlik romanını indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneği ile hemen satın almak için tıklayın.

 

 

 

 

 



Kapat