Bilmek Yetmez, Düşünmeyi Öğrenmek Gerek
Okan Nurettin Okur
"Ankara Felsefe Radyosu, alışılagelmiş felsefe içeriklerinin ötesinde bir konsept. Formal sınırları aşarak farklı alanlardan uzmanları davet ediyor ve birlikte düşünsel bir keşfe çıkıyoruz. Yolculuk sırasında zaman zaman felsefenin ana hattından sapıyor, başka düşünce biçimlerine ve deneyimlere dalıyoruz; bu sapmalar ise düşünceye derinlik ve çeşitlilik katıyor. İşte bu dinamik akış programın temel konseptini oluşturuyor."
Dr. Anooshirvan Miandji’yi felsefeci ve yazar kimliğiyle tanıyoruz. Ancak o aynı zamanda bir eczacı. Eczacılık eğitimiyle başlayan bu yolculuk, zamanla felsefe ve edebiyata evriliyor. Peki, eczacılık ile felsefe ve edebiyat arasında nasıl bir bağ var? Bu iki alan birbirini nasıl besliyor?
Eczacılık sadece bilimsel bir disiplin değil, aynı zamanda insanlık ve doğa arasındaki ilişkiyi derinlemesine anlamaya yönelik felsefi bir araç. Bir eczacı ve filozof düşünün. Sizce doğaya birbirlerinin gözünden bakarken ortak bir alan keşfedebilirler mi? Bir tarafta deney tüpleri arasında formüllerin şaşmaz gerçekliğine inanan, sayıların yalan söylemeyeceğini kabul edip ölçümler, analizler yapan, cevabı mikroskop merceğinden baktığı varlık serencamında arayan bir bilim insanı; diğer tarafta tek sermayesi akıl olan ve her şeyi en ince detayına kadar sorgulayan fakat yine de hiçbir zaman tam olarak ikna olamayan bir filozof… Aslında birbirlerine o kadar da uzak sayılmazlar. Aristoteles MÖ 4. yüzyılda maddenin doğasına ilişkin sınırlı bir olgu yelpazesini basit gözlemler ve kavramsal çözümlemeler ile incelerken doğaya dair sistematik ilk incelemeleri yapmış ve bu iki alanı çok da güzel birleştirmişti. İşte yapmaya çalıştığım şey bu.
Gelelim çocuk felsefe kitaplarına.
Aslında felsefe kitabının çocuğu yetişkini olmaz. Aristoteles’in Metafizik’te dile getirdiği gibi, “Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister.” Bu bilme arzusu, insan varoluşunun en temel yönelimlerinden biridir. Ancak bilme isteği tek başına yeterli değildir; onu yöntemli, tutarlı ve temellendirilmiş bir bilgiye dönüştüren düşünsel çaba gerekir. İşte felsefe, bu çabanın adıdır. Felsefe, bilmenin yalnızca içeriğini değil, imkânını, sınırlarını ve ölçütlerini de sorgular. “Neyi bilebiliriz?”, “Nasıl bilebiliriz?”, “Bilginin ölçütü nedir?” gibi sorularla bilme eylemini eleştirel bir süzgeçten geçirir. Böylece felsefe, insanın doğal merakını bilinçli bir araştırmaya; dağınık sezgilerini ise temellendirilmiş düşünceye dönüştürür.
Küçük yaşta felsefe çok mu ağır gelir peki?
Cevap yine Aristoteles’te. İnsan doğal olarak bilmek ister. Çocukluk, bu bilme arzusunun en canlı olduğu dönemdir. Felsefe, çocuğun merakını bastırmaz; onu yönlendirir. Erken yaşta felsefe, düşünmeyi öğretir; ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini kazandırır.
Efendim, bırakınız çocuklar çocukluğunu yaşasın, girmeyelim onların dünyalarına; felsefenin ağır, soğuk tabiatı ile heyecanlarını kaçırmayalım diyenler var.
Felsefe çocukluğun tabiatına aykırı değil, tam tersine çocukluğun özüdür. Çocuk zaten “Neden?”, “Nasıl?”, “Bu adil mi?” diye sorarak felsefe yapar. Felsefeyi ertelemek, merakı ertelemektir. Oysa düşünme eğitimi yaşa değil, soruya bağlıdır.
Peki çocuklar soyut düşünebilir mi, felsefe onlar için fazla mı karmaşıktır?
Soyut düşünme bir anda ortaya çıkmaz; gelişir. Felsefe bu gelişimin aracıdır. Çocuğa ağır teoriler değil, yaşına uygun sorular sunulur. Adalet, dostluk, doğruluk gibi kavramlar çocukların hayatında zaten vardır. Felsefe, onların sezgilerini bilinçli hâle getirir. Yani çocuk felsefeye hazır değildir demek yerine, felsefeyi çocuğa hazır hâle getirmek gerekir.
Türkiye’de Philosophy for Children (P4C) ilgisi modadan mı ibaret acaba?
Her pedagojik hareket önce ilgi görür, sonra sınanır. Eğer P4C, sadece etkinlik düzeyinde kalırsa moda olur; fakat sorgulama kültürü ve düşünme disiplini kazandırırsa kalıcı bir zihniyet dönüşümüne dönüşür. Derinlik, yöntemin felsefî ciddiyetine bağlıdır. Uzun vadede P4C, ezberci anlayışı zayıflatıp tartışma kültürünü güçlendirebilir. Çocuklara “doğru cevap”tan çok “gerekçeli cevap” aramayı öğretirse, eleştirel bilince katkı sağlar. Kalıcı olması için pedagojik yaklaşım hâline gelmesi gerekir. Müfredatta yöntem olarak yer edinirse kökleşir.
Peki STEM yükselirken felsefe ne durumda?
Bilim ve teknoloji “nasıl?” sorusuna cevap verir; felsefe “niçin?” ve “ne için?” sorularını sorar. Yapay zekâ üretilebilir; ama onun etik sınırlarını belirleyen düşünce felsefedir. STEM aklı keskinleştirir, felsefe yön verir.
Milli Eğitim Bakanlığı bu alanlara yönelirken felsefe ihmal mi ediliyor?
Eğer eğitim yalnızca teknik beceriye indirgenirse, evet, felsefe geri planda kalabilir. Oysa teknoloji çağında felsefe daha da gereklidir; çünkü güç arttıkça sorumluluk sorusu büyür. İdeal olan, rekabet değil tamamlayıcılıktır: Kod yazan zihin, düşünen bir bilinçle birlikte yetişmelidir. Yani gelecek, yalnızca bilenlerin değil; ne bildiğini ve neden bildiğini sorgulayanların olacaktır.
Ailelerin felsefeye yaklaşımı nasıl?
Yaklaşım iki uçta toplanıyor: Bir kısmı felsefeyi “sorgulama ve özgüven” kazandırdığı için destekliyor; bir kısmı ise “çocuğun kafası karışır mı?” kaygısıyla temkinli yaklaşıyor. Oysa felsefe kafa karıştırmaz; düşünceyi berraklaştırır.
Yeni kuşağın en büyük felsefi soruları ne olabilir?
Dijital çağın çocukları için temel sorular şunlar olabilir:
Ben kimim: Çevrim içi mi, gerçek mi?
Özgür müyüm, yoksa algoritmalar mı karar veriyor?
Adalet ve eşitlik küresel bir dünyada ne demek?
Teknoloji insanı geliştirir mi, dönüştürür mü?
Bu sorular, varlık, kimlik ve etik ekseninde yoğunlaşacaktır.
Peki Filozof Meşe neden klasik oldu?
Filozof Meşe, yalnızca bir çocuk kitabı olduğu için değil; çocukluk ile felsefe arasındaki bağı sahici ve derin bir biçimde kurabildiği için klasikleşti. Bu eser, felsefeyi soyut kavramların ağır diliyle değil, simgesel bir anlatımla sunuyor. Meşe ağacı burada yalnızca bir karakter değil; kök salmayı, sabrı, büyümeyi ve zamana direnç göstermeyi temsil eden bir varlık metaforu. Çocuklar, hikâyeyi takip ederken aslında düşünmenin ne olduğunu deneyimliyor. Kitap bilgi aktarmaktan çok, düşünme hâlini uyandırır.
Bir eseri klasik yapan şey, dönemini aşabilmesidir. Filozof Meşe, belirli bir pedagojik modanın ürünü değil; insanın değişmeyen sorularına temas eden bir metin: “Ben kimim?”, “Doğru nedir?”, “Büyümek ne demektir?” Bu sorular, her kuşakta yeniden doğar. Kitap da her okurda yeniden anlam kazanır.
Eser, Platoncu diyalektik yöntemle gerçeği soru ve tartışma yoluyla keşfetmeyi esas alır. Platoncu diyalektik, hakikate doğrudan ulaşmak yerine soru–cevap, çelişki–çözüm ve kavram arayışı üzerinden ilerler. Filozof Meşe de benzer biçimde, kesin hükümler vermek yerine düşünceyi hareket hâlinde tutar. Karakterler aracılığıyla ortaya çıkan her soru, bir başka soruya kapı aralar; böylece okur, pasif bir alıcı değil, diyalogun örtük bir katılımcısı hâline gelir. Bu yönüyle eser, bilgi aktarmaktan çok “anımsatır”. Platon’un diyaloglarında olduğu gibi, hakikat dışarıdan öğretilmez; okurun zihninde yavaş yavaş açığa çıkar. Meşe ağacının kökleri nasıl toprağın derinliklerine doğru ilerliyorsa, düşünce de görünenden öz’e doğru iner. Diyalektik süreç, çocuğun sezgisel kavrayışını bilinçli düşünmeye dönüştürür. Dolayısıyla kitabın klasikleşmesinin bir nedeni de budur: Otoriter, didaktik bir öğretim dili yerine, Platoncu anlamda doğurtan (maieutik) bir yöntemi benimsemesi. Bu yaklaşım çocuğu düşüncenin nesnesi değil, öznesi kılar. Ayrıca eser, felsefeyi bir ders olmaktan çıkarıp bir yaşantıya dönüştürür. Çocuğa hazır cevaplar sunmaz; onunla birlikte düşünür. İşte bu tavır —otoriter değil, diyalojik oluşu— onu zamana karşı dirençli kılar. Filozof Meşe de çocuklara felsefe yapmayı öğretmekten çok, onların zaten taşıdığı felsefi kıvılcımı görünür kıldığı için klasikleşmiştir.
Çocuklarla felsefe yapmak isteyenlere öneriniz?
Cevap vermeye değil, soru sormaya odaklanın.
Çocuğun fikrini düzeltmek yerine gerekçesini sorun.
Günlük hayattan kavramlar seçin: adalet, dostluk, cesaret, doğruluk.
Tartışmayı; kazanma değil, anlama süreci olarak görün.
Kısaca: Çocuğa ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretin.
Sonuç olarak, Sayın Miandji’de yeni kitaplar kaleme alma, yeni öğrencilere ilham olma ve felsefe ateşini daha çok zihinde yakma yönünde inanılmaz bir heyecan gördük. Bu tutku ve kararlılık bize de ilham verdi. Unutmayın: Çocuğa olan ilgimiz ‘ona bir şeyler öğretme’ hevesiyle değil, onun içinde yanan ve zeka denilen ışığın sürekli yanmasını hedefleyerek olmalıdır (Maria Montessori).
*Bu yazı, Ankara Felsefe Radyosu’nda 03.09.2025 tarihinde Dr. Anooshirvan Miandji ile gerçekleştirilen “Çocuklarla Felsefe” konulu söyleşi esas alınarak, 26.02.2026 tarihinde programı hazırlayan ve sunan Okan Nurettin Okur tarafından Bilgi Yayınevi internet sitesi için kaleme alınmıştır.
Yayının tamamına ve diğer felsefe içeriklerine bağlantıdan ulaşabilirsiniz.