Akdeniz’de Sınırlar Tartışılırken Ortak Tarihimizi Hatırlamak
Değer Tuncel
Doğu Akdeniz’de son günlerde yaşanan gelişmeler, denizin haritalar üzerindeki çizgilerden çok daha fazlasını ifade ettiğini bir kez daha gösteriyor. Libya Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim 2026’da Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı onaylaması, bölgedeki siyasi ve ekonomik dengeleri yeniden tartışmaya açtı. Yunanistan’ın karara itirazı, Mısır ve İsrail’in anlaşmaya yönelik tepkileri ve enerji kaynakları üzerindeki rekabet, Akdeniz’i yeniden uluslararası diplomasinin önemli gündemlerinden biri haline getirdi.
Sınırların, egemenlik haklarının ve enerji kaynaklarının tartışıldığı Akdeniz, unutmayalım ki binlerce yıllık ortak bir uygarlık tarihinin de taşıyıcısı. Farklı toplumları, kültürleri ve düşünceleri buluşturan bu coğrafyanın geçmişini anlamak, bugünkü gelişmelere daha geniş bir perspektiften bakmamızı sağlıyor. Halikarnas Balıkçısı, Altıncı Kıta Akdeniz kitabında bu ortak tarihin izini sürüyor. Anadolu uygarlıklarından mitolojiye, sanattan arkeolojiye uzanan yazılarıyla Akdeniz’i, insanlığın ortak kültürel mirasını şekillendiren bir uygarlık alanı olarak ele alıyor.
“Gün geçtikçe Batı uygarlığının, yalnızca Avrupa’nın tekelinde olmadığı dünyaca anlaşılmaktadır. O uygarlık, doğulu ve batılı çeşitli kaynaklardan gelen etkilerin ürünüdür.” - Altıncı Kıta Akdeniz, s.185
Akdeniz, binlerce yıl boyunca farklı halkların, inançların, dillerin, sanatların ve düşünce biçimlerinin karşılaştığı, birbirini etkilediği ve dönüştürdüğü büyük bir kültür alanı oldu. Anadolu, Mısır, Girit, Yunanistan, Roma ve Kuzey Afrika arasında kurulan ilişkiler, bugünkü dünya kültürünün oluşumunda belirleyici izler bıraktı. Akdeniz’in tarihi, birbirinden bağımsız uygarlıkların kronolojik bir sıralamasından ziyade; bir toplumda doğan düşüncenin başka bir toplumda biçim değiştirmesini, bir mitin farklı coğrafyalarda yeniden anlatılmasını, sanatın ve bilginin deniz yollarıyla taşınmasını, bu ortak tarihin temel unsurlarını oluşturuyor.
“Bilim ve sanat insanlığın ortak malıdır ama “Ex oriente lux” (Işık doğudan gelir) sözünde olduğu gibi, başlangıçta dünyayı doğu ve bu arada özellikle Akdeniz aydınlatmıştır.” - Altıncı Kıta Akdeniz, s.52
Halikarnas Balıkçısı için Akdeniz, coğrafi sınırları olan bir denizden çok, insanlığın ortak kültürünü ve uygarlık birikimini taşıyan büyük bir yaşam alanı. Bu nedenle Akdeniz’i “Altıncı Kıta” olarak adlandırıyor.
Altıncı Kıta Akdeniz, Halikarnas Balıkçısı’nın daha önce hiçbir kitabında yer almamış yazılarından oluşuyor. Efes Artemis’inin izini sürerken Anadolu’nun kadim inanç dünyasına uzanıyor; Bodrumlu Herodot’u dünyanın ilk ve en büyük gezginlerinden biri olarak yeniden hatırlatıyor. Minoen uygarlığından Hititlere, Sümerlerden Akdeniz’in farklı toplumlarına uzanan kültürel ilişkileri inceliyor. Müziğin, heykelin, sporun, sayıların tarihsel yolculuğuna bakarak bugün doğal kabul ettiğimiz pek çok alışkanlığın ve düşüncenin geçmişine ışık tutuyor.
“Uygarlık asla yalnızca bir ırk ve tek geleneğin tekelinde değildir.” - Altıncı Kıta Akdeniz, s.32
Bugünün siyasi anlaşmazlıklarının merkezinde yer alan Akdeniz, tarih boyunca tek bir toplumun, kültürün ya da geleneğin sınırları içinde kalmadı. Akdeniz, farklı uygarlıkların birbirinden öğrendiği, ortak değerler ürettiği ve insanlığın kültürel hafızasını birlikte oluşturduğu bir alan oldu.
Halikarnas Balıkçısı’nın Altıncı Kıta Akdeniz kitabı, güncel siyasi tartışmalara doğrudan yanıt vermese de tartışmaların tarihsel derinliğini ve ortak kültür mirasını anlamak için okura farklı bir bakış açısı sunuyor. Balıkçı’nın Akdeniz’i birleştirici bir kültür alanı olarak görmesi, “Altıncı Kıta”olarak tanımlaması, bugünün Akdeniz’ini yeniden tanımaya olanak sağlıyor.