Ak Welsapar’ın Başyapıtı: Kobra

Kobra, İsveç’te yaşayan ve kitapları kendi ülkesinde yasaklı olan Türkmen yazar Ak Welsapar’ın faşizmin röntgenini çektiği fantastik bir romanı. Mazlum Beyhan’ın Türkçeye çevirdiği Kobra, yalnızca Türkmenistan’ı değil Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında Orta Asya’da ortaya çıkan diğer baskıcı diktatörleri ve ülkelerini de konu ediyor. Ak Welsapar’ın Başkan Yoldaş için diktiği ceket, Türkmenbaşı Saparmurat Niyazov’a uyduğu gibi benzer yönetimlerin başındaki despotlara da aynı şekilde uyuyor.

Ak Welsapar, Sovyetler’deki totaliter rejimin demokratik cumhuriyetler yerine başka türlü bir tiranlığa dönüşmesini öylesine ustalıkla resmediyor ki okurken hayran kalıyorsunuz. Kobra, Ak Welsapar’ın romandaki gözü. Asya mitolojisinde hayvandan insana, insandan hayvana dönüşen kahramanların tüm özelliklerini taşıyan fantastik bir canlı Kobra: Bir yılaninsan. Bazı gün derisinden sıyrılıp insan olarak diktatörün sofralarında yemek yiyor, bazı gün yılan olup kimsenin giremediği hapishanelerin kuytusundan olanı biteni gözlüyor. Okurlar çöllerde, şehirlerde, fabrikalarda, tarlalarda Kobra’nın gözünden “mükemmel” bir faşizme tanıklık ediyorlar.

Kobra, milletvekilleriyle, parti çalışanlarıyla, mühendisleriyle, şairleriyle, düzeni elinde tutan bir çıkar grubunu anlatıyor. Bir insan, başkasını öldürürken ne kadar naif olabilir, en yakınını hapse koyarken nasıl vicdanlı olduğunu düşünebilir, açlıktan öldürdüğü halkı için bir yandan nasıl olup da hüngür hüngür ağlayabilir, sahtekârlığı nasıl olup da yurtseverlik gibi yaftalayabilir, yalanı nereye kadar büyütebilir ve gerçeklikten nereye kadar kopabilir diyorsanız Kobra’yı mutlaka okumalısınız.

Ak Welsapar’ın romanı ülkede hüküm süren yoksulluk ve faşizmin fotoğrafını çekerken diktatörün psikolojik durumunu da çözümlüyor. Okurlar, annesi tarafından küçük yaşta bir yetimhaneye bırakılan Başkan Yoldaş’ın sevgisiz çocukluğuna ve bu sevgisizliğin Başkan Yoldaş’ın kişiliğindeki yansımalarına tanık oluyorlar. Yetimhanede kendinden yaşça büyük çocukların donlarını yıkayan Başkan Yoldaş’ın ruhu aşağılık kompleksi ve nefretle sarmalandıkça, ülkesinin acı dolu yazgısı da şekilleniyor. Öyle ki halk artık kendi başına yurdunu bile sevemez hâle geliyor. Çünkü yurdunu sevmenin bir yolu yordamı vardır, elbette bu yolu ve yordamı da Diktatör Başkan Yoldaş belirler.

Biz Sayın Başkan Yoldaş’ı severiz, Sayın Başkan Yoldaş vatanını sever, dolayısıyla biz Sayın Başkan Yoldaş’a duyduğumuz sevgi aracılığıyla vatanımızı severiz. Sayın Başkan Yoldaş’ı es geçerek yurdunu kendi başına sevmeye kalkışanların bu davranışları kesinlikle ayaklanma girişimi olarak değerlendirilir ve başlarına vatana ihanet edenlerin başlarına gelenler gelir.

Halkın yaşamına değil ölümüne bile hükmeden, işkencesi bitmeden kurbanının öldürülmesine izin vermeyen, zindanlarındaki muhaliflere içtenlikle sarılıp kendileri için en iyisinin burada kalmak olduğunu söyleyen Başkan Yoldaş, parlamenter sisteme inanır:

Milletvekillerimize üst düzeyde bir devlet görevi tevdi edilmiştir: Alkışlamak!

Despotun yönetim anlayışı gün geçtikçe bütün kimlikleri silen, toplumu oluşturan bireyleri tek hücreli canlılar durumuna indirgeyen bir faşizme evrilir. Öyle ki insanların farklı adlara sahip olması bile anlamını yitirir.

Ülkemizde tek onurlu ad vardır. O da Sayın Başkan Yoldaş’ın adıdır. Ben de dahil geri kalan herkes için, özel bir adının olması o kadar önemli değil, buna gerek de duymuyoruz. Yakın bir gelecekte, öyle sanıyorum ki sizler de adlarınıza gerek duymayacak ve onların sizin için gereksiz bir yükten başka bir şey olmadığını göreceksiniz.

Yol yapımını üstlenen Devkom Şirketi öylesine hızla büyür ki bütün büyük işler ona bağlanır. En sonunda Devkom şirketi devlete dönüşür ve adı Komdev olur: Komite Devleti. Ülke, iktidardakiler tarafından sistemli olarak soyulan bir devlete dönüşmüştür. Halka demokrasi vadeden Başkan Yoldaş ise ülkesine kleptokrasi, yani hırsızlar iktidarının yönetimini getirmiştir.

Başkan Yoldaş iktidarını devam ettirebilmek için yurttaşlarını sürekli ayırır, onların sakalına bile karışmaya başlar. En sonunda sakallılar bile gruplara ayrılır: Karasakallılar, kırçıl sakallılar, aksakallılar.

Muhalifler suçlu damgasını yedikten sonra sürüden ayrılır, artık onlara sahip çıkmanın farklı bir anlamı vardır.

Bir ülkede eğer bir insan suçlu kabul edilmişse, artık hiçbir avukat ona yardım edemez. Birine suçsuzdur demek, ben suçluyum demekle eş anlamlıdır.

Bir diktatör için halka yaklaşmanın en iyi yollarından biri onların gözlerinin içine bakarak yalan söylemektir.

Bir muktedir ne kadar halkının gözünün içine baka baka yalan söyler ve bu işi ne kadar ileri vardırırsa halkı da onu o kadar dikkatle dinliyor, çok çelişik gibi gelebilir ama o kadar çok seviyor.

Başkan Yoldaş çevresinde kendisine secde eden bir şairler ve sanatçılar grubu yaratır. Şairler diktatöre biat ettikçe güçlenir.

Ben bir kişinin önünde diz çökeceğim, geri kalan bütün halk benim önümde diz çökecek! Bir kişinin kölesi olmakla, bütün kölelerin efendisi olacağım!

World Literature Today’de yer alan değerlendirmeye göre Ak Welsapar’ın Kobra’sı, zorba bir diktatörün psikolojisini merak edenler için eşsiz bir roman, Orta Asya uzmanlarının ise mutlaka okuması gereken bir kitap.

Ak Welsapar’ın ünlü romanı Kobra’yı indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneğiyle satın almak için tıklayın.

 

 

 

 

 



Kapat