Aganta Burina Burinata 80 Yaşında!

Aganta Burina Burinata, Türk edebiyatının kilometre taşlarından birisi. İlk kez basıldığı 1946 yılından beri, Ege’nin, Akdeniz’in, rüzgârla dolu yelkenlerin, aşkın, umudun, yaşama sevincinin romanı olmuş. Eleştirmenlere göre Halikarnas Balıkçısı'nın en güzel eseri, her edebiyat meraklısının mutlaka okuması gereken bir başyapıt. Yaşar Kemal’e “Bizden Nobel’e aday düşünülünce, aklıma ilk Halikarnas Balıkçısı geliyor” dedirten, Nazım Hikmet’e “Şakir büyük şairdir. Hiçbirimiz onun ayarında klasik manasıyla, lirik şair olamadık.” yazdıran seksen yıllık bir destan.

Roman Bodrum’da yaşayan bir çocuğun deniz tutkusunu anlatır. Her ne kadar babası onu denizden uzak tutmaya çalışsa da, deniz, dalga dalga Mahmut’un içinde büyüyüp onu içine çekmeye başlar. Bodrum kıyılarından denizi seyreden Mahmut’la birlikte Halikarnas Balıkçısı da dile gelir. Palamut Bükü, Rodos, Sömbeki, Fethiye, Girit, Sporad Adaları, İda Dağı, Messina, Strumbuli Yanardağı, Cenova ve Napoli ipe dizili boncuklar gibi satır satır, sayfa sayfa önünüze dizilir. Akdeniz’in, Ege’nin şiirini yazıyor gibidir Balıkçı, sadece denizi değil toprağı da aynı güzellikte anlatır. Fethi Naci Balıkçı’ya çoğu kez "Deniz Şairi" dendiğini anımsatıp, onun aslında bir "Doğa Şairi" olduğunu söyler.

Yaşar Kemal "Biz toprağı denizci Halikarnas Balıkçısı’ndan öğrendik" der, "Bizim genç romanımız bu büyük ustadan çok şey öğrenmiştir" diyerek onu "usta" sıfatıyla anar ve edebiyatımıza doğayı getirişini şöyle anlatır: "Halikarnas Balıkçısı’na gelinceye kadar bizim edebiyatımızda pek öyle yaşayan doğa yoktu. Balıkçı kişi olarak gümbür gümbür bir insandı. O, doğanın bir parçası gibiydi... Bizim edebiyatımıza sağlıklı, gördüğümüz, güzel olan doğayı getirdi. Yunmuş arınmış yıldızları, yıkıntıları, ağaçları, yürüyen taşan gökyüzünü, akarsuları, bir uçtan bir uca akan karanlıkları, kuşları, balıkları, toptan denizi getirdi." 

             Akba Kitabevi 1946 baskısı          Remzi Kitabevi 1963 baskısı          Bilgi Yayınevi'nde ilk baskı, 1976

Gerçekten de Aganta Burina Burinata, okumaya başladığınız andan itibaren odanızın duvarına, doğanın tomurcuklanıp çiçeğe döndüğü, denizin dalga dalga köpürdüğü, fidanların serpilip geliştiği, eşsiz bir Bodrum tablosu asar. Erkek Fatma’nın, Halil Usta’nın, Kalafat Ahmet’in, Nusret Ağa’nın, Aliş’in, Gâvur Ali’nin öyküsü içinize öylesine işler ki kimi zaman gözleriniz dolar, kimi zaman öfkelenir, kimi zamansa katıla katıla gülersiniz.

Halikarnas balıkçısı bu romanında insan doğasının kadim çelişkilerini de günlük yaşamın doğal akışı içinde derinlemesine işler. İnsanları "deniz insanı" ve "toprak insanı" diye ikiye ayırır. "Deniz insanı" bir yerde çok uzun süre sabit kalamaz, yeni keşifler ve macera tutkusuyla yüreğinin peşinden gider, "toprak insanı" ise fazla değişikliğe gelmez, bir yere bağlı kalıp ömrünün sonuna kadar oradan yaşamayı seçer. Deniz insanı olmak ile toprak insanı olmak arasında dalgalanan Mahmut'un duygularında, hayatının bir döneminde "gitmek-kalmak" çelişkisini yaşayan herkes mutlaka kendinden bir şeyler bulacaktır. 

Denizi, denizciliği edebiyatımıza tüm coşkusuyla katan ilk roman olan Aganta Burina Burinata’yı okurken denizcilik terimlerinin arasında kaybolursunuz. Çok güzel bir kayboluştur bu, sözcüklerin anlamlarını öğrenmeye gerek duymaz, sık sık sözlüğe bakıp da Balıkçı’nın şiirini bozmak istemezsiniz:

“Dümenci dümeni orsaalabandaya basar. Maestra yelkeninin rüzgârı boşanır. Yelken gök gürültüsü gibi gürleyerek, yapraklanır. Kaptan, ‘Mola kontra, iss punya!’ emrini verir. Punyaları basar, babafingo burnalarını mola eder, maestra prassiyalarını alesta ederiz. O zaman rüzgâr geminin başından gelmeye başlar. ‘Mola burina grandi, tira mola maestra!’ diye bağrılınca ve biz de söylenenleri yapınca geminin başı rüzgârdan açılmaya koyulur. İşte o zaman burinaları mola, trinket yelkenini tumba ederiz. Bazılarımız prova serenlerini prassiya tokaya alır. Dümenci dümen yekesini ortaya getirir. "Aganta skuta flok!" denince flok skutalarını çeker, kasarız. Artık bütün yelkenler rüzgârla dolmuştur. İşte o zaman, son emir, yani "Aganta burina burinata!" kumandası verilir. Kayık şarıl şarıl rüzgârın gözüne işler.”

Ustası son emri tekrar etmesini söyleyince önce Mahmut, ciğerlerini doldurarak olanca sesiyle, sonra da ustası bir dinamit patlayışı şiddetiyle haykırır: “Aganta burina burinata!” diye…

Aganta Burina Burinata, yelkenini özgürlük rüzgârıyla doldurup, umutlu bir geleceğe açılan tüm güzel insanların çığlığıdır. Doğanın, denizin, hayvanın, insanın tükenmeyen coşkusudur Aganta Burina Burinata. Yaşama sevincidir, umuttur. Açık denizlere sevdadır, aşktır. Ufuktaki belirsiz maviliğe duyulan özlemdir. Güzel insanların haykırışıdır Aganta Burina Burinata.

Kitabı bitirdiğinizde, bir öğrenci yurdunun beş kişilik odasında, denizden çok uzakta bir dağ köyünde, kalabalık şehrin beton yığınları arasında veya camlarla kaplı ofislerden birinde olsanız bile, açık denizlere yelken açan tüm denizciler gibi sizin de içinizden var gücünüzle bağırmak gelir: Aganta Burina Burinata!

Bağırın, Ege’nin derinliklerindeki balıkçılar bile sesinizi duyacak…

 Halikarnas Balıkçısı'nın Aganta Burina Burinata kitabını indirimli fiyatla hemen satın almak için tıklayın.

 

 

 

Kapat