Görüntü ve anı kalıcı kılan fotoğraf, kime, ne hissettirir!..

Fotoğraf, “Hayattan çalınmış anlar” mı?Bir hafıza takviyesi”, “Hatıranın kendisi” mi? Herkese ayrı mı konuşur? Dinamik, yaşayan bir şey midir? Bütünün içinden çalınan o an, bütünü temsil etmez mi? “Sahi, size göre nedir fotoğraf!..

Eski Yunancada “ışık”, “aydınlık”, “çizmek“, “kazımak“, “resim yapmak“, “yazmak” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilen, “ışıkla yazmak” olarak adlandırılan “fotoğraf”, “ışık yardımı ile iz bırakmak” anlamına gelir. İnsan gözünün görebileceği şekilde görüntünün kimyasal bazı işlemlerle kalıcı hale getirilmesi olarak tanımlanan fotoğraf, kişilerde nasıl bir iz bırakır, nasıl algılanıp değerlendirilir…

Daha önce Necati Cumalı, Tahsin Yücel, Feridun Andaç, Necati Tosuner’in aralarında bulunduğu değerli kalemlerin aldığı Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü 2013’te kazanan Berat Alanyalı, “Ömrün Yazı” kitabında yer alan Yaz artığı bir güzde öyküsünde,  “Fotoğraf nedir?” sorusunu  irdeliyor.  Öyküde, konu Simge’nin “Fotoğraf nedir?” sorusuna Yahya’nın verdiği “Hayattan çalınmış anlar” yanıt ve diğer kişiler aracılığıyla ele alınıp tartışılıyor.

Göğsü alındıktan sonra kentten kaçıp köye yerleşen orta yaşlı, bekâr kadın başkarakter ile, yaz sonunda bir akşam yemeğinde bir araya gelen klasik müzik gurmesi Hasan, Rus asıllı Olga, Ressam-heykeltıraş Engin, ziraat mühendisi Simge ve Yahya arasında fotoğrafa ilişkin geçen diyalogların bir bölümü şöyle:

Başkarakter kadını,  “Anlar mı?.. Bütünün içinden çalınan an, o bütünü temsil etmez mi aslında? Bir bütün olarak hayattan çalmak… Çekilen fotoğraf da bir hafıza takviyesi…

…Ya kayıtları zihinde olan anlar? Sureti kâğıtlara yansıtılmamış olsa da, o kayıtlar yok mu sanki?… Ne tuhaf. Başkalarının yaşadığı anlar, aracılar yoksa, bizim için yoklar. Devreye giren aracılar, temsil ettikleri anları bize taşıyor. Her birimizdi başka yansılar… Kişisel algılarımız, onları yeniden kurguluyor.

…Belki o ânı sahiden yaşayan, salt o ânı anımsamakla yetinir. Ama o âna dışarıdan bakan biri, ohoo, kim bilir nerelere gider.”

Olga, “An, hem yaşanmaya hem kaydedilmeye uygun bir malzeme… Fotoğrafa bakarken, aslında hayata bakıyoruz; görsel ve duygusal çağrışımlarla.”

Engin, “Her bakan için o ânın zamanı faklıdır. Bir fotoğraf, herkese ayrı konuşur. Fotoğrafın dinamik, yaşayan bir şey olduğunu söyleyebiliriz”

Yahya, “Fotoğraf, hatıranın kendisidir. Yakala yakalama, hayat geçiyor.”

Hasan, “Şimdi siz anların kaydının sadece görsel olarak mı tutulduğunu düşünüyorsunuz?”

Alanyalı’nın 27 öyküden oluşan çift anlamlı “Ömrün Yazı” kitabı, hep bir derdi olan, kendi içinde göçler yaşayan, çoğunlukla yalnızlıkla sınanmış naif karakterleriyle, vefa, bıkkınlık, özgürlük, hayal gibi kavramlar etrafında dönüyor. Tek sayfalık, hiçbir noktalama işareti kullanılmamış öykülerin de bulunduğu kitap, kişisel deneyimlerinden olduğu kadar toplumsal hafızadan da besleniyor. Hayata dair basit ama bir o kadar kafa karıştırıcı birçok konuyu sade bir dille yansıtan kitapta altı çizilebilecek birkaç cümle şöyle:

…Unutulmak ne kadar kendiliğinden; unutulmaksa zor öğrenilen, kabulü zaman isteyen bir şey.

…Susmak, kişinin içindeki cümleleri yavaşça büyüten bir şey. Bir gün taşınamaz olunca da… 

…Renklerin imparatorluğuydu kasım, mağrur güz kraliçesi…

…Hayatın kendisi bir yapıt. Ucuzluğa tahammülü yok. Özgün yaratılar ortaya konmuyorsa, unutulur gider. Biliyor, hayat kimi zaman emeğe yüz çevirir. Olsun. Sıkıntılar, yokluk; sanatçı çoktan göze almıştır hepsini.

…Yazmanın bahanesi bol. İyidir yazı, kimsesizlikten kurtarır.

Aslıhan Büyükgül Bozkurt

Yazar Ayla Kutlu’nun deyimiyle, “İnsanın duygusal derinliklerini yalın sözcüklerle anlatabilen bir yazar” olan Alanyalı’nın sade ve vurucu anlatımıyla, okuyucuyu yormayan, sürpriz sonlarıyla tatlı heyecanlar yaşatan öykülerinden oluşan  “Ömrün Yazı” kitabını, indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneği ile hemen satın almak için tıklayın.

 

 

 



Kapat